Deneysel Biyografi
28 Temmuz 2010
Kategori: Meral Bulut
“Tahta bacak Fridaaaaaaa!” Altı yaşında bir kız çocuğuyken, arkadaşları onu böyle çağırıyordu.
Frida Kahlo… Kendi gerçeğinin peşine düşmüş, onu bulmuş ve yeniden yaratmış bir Meksikalı!
Henüz beş yaşındayken geçirdiği çocuk felci nedeniyle sağ bacağı özürlü kalan Frida, bütün masumiyetine, deneyimsizliğine rağmen, hayatın eline sıkıştırdığı o karmakarışık nottan satır aralarını okuyabilecekti. Bacağı topallayacak, ama kendisi asla!
Çocukta az rastlanır bir özellikle, gururuyla, Frida daha o yıllarda sıra dışı, özel bir kadın olacağının ilk ışıklarını yaktı.
Yıllar geçti… Genç kızlık çağına gelen Frida, giriş sınavını kazanarak, döneminin en iyi okuluna gitme hakkını elde etti. Yoğun bir sanat, edebiyat, felsefe ortamında buldu kendini. Bilmediği her şeyi öğrenmek istiyordu, günlerini kitaplarla haşır neşir geçirirken, okuldaki edebiyat gruplarından birinde yerini de aldı.
Kimliğini bulma yolunda emin adımlarla ilerlerken, on dokuz yaşında, ikinci not da eline tutuşturuldu Frida’nın. Hayat yine hiç ummadığı bir köşe başında soğuk nefesini dayamıştı suratına, cebinde ne var ne yok çıkar at der gibi. Bu defa satır araları boştu, mecburdu, gurur hiçbir işe yaramazdı…
“Benim zamanımda otobüsler hiç de güvenilir değildi;
henüz yeni kullanıma girmişlerdi ve pek rağbet görüyorlardı.
Tramvaylar boşalmışlardı. Alejandro Gomez Arias’la otobüse bindim…
Kısa bir zaman sonra otobüs ile Xochimilo hattının treni çarpıştı.
Tuhaf bir çarpışmaydı bu; şiddetli değil, ağır ve yavaştı, herkesi sarstı.
Beni daha da çok sarstı.
Önce başka bir otobüse binmiştik.
Ama küçük şemsiyemi unuttuğumu görünce, aramak için indik,
beni harabe eden otobüse böylece bindik. Kaza bir kavşakta oldu…
İnsanın çarpışmanın farkına vardığı, ağladığı doğru değil.
Gözümden bir tek damla yaş akmadı ve demir çubuk,
kılıcın boğayı delmesi gibi beni deldi geçti.”
Bu kazayla kendine iyice uzak düşen Frida, bedenen iflas etti. Bütün hayatı hastane, doktorlar ve alçı korseler olacaktı artık.
Kazadan tam bir ay sonra taburcu edildi. Evde, yatağa bağımlı yeni hayatı da başlamış oldu. Bundan böyle, dinmeyen ağrılar ve acıyla geçecekti günleri.
Ailesi de, kızlarının başına gelen bu feci durumun kendilerinde yarattığı çaresizlik duygusuyla içine kapanık bir döneme girdi.
Mathilde, yani annesi, Frida’nın kendisini seyredebilmesi için yatağın tavanına bir ayna astırmayı, harika bir fikir olarak buldu ve uyguladı.
Bunu yaparken ne düşünmüştü? Frida’yı harap olmuş bedeniyle yirmi dört saat baş başa bırakarak ona nasıl bir iyilik yapmış olacaktı?
Mathilde’nin, Frida’nın ruhundaki çarkın işleyişini, hiç kimsenin Frida’nın bile anlayamadığı kadar ince bir şekilde anlamış olması mümkün müydü? Yani Mathilde, Frida’nın bu karşılaşmayla dirileceğini sezmiş miydi?
Yeni bedeniyle ilk kez karşılaşan Frida, dehşete kapıldı. Korku içinde kendisini izledi…izledi…izledi…
Ve, insan her şeye alışır.
“Başıma gelen en iyi şey acı çekmeye alışmaya başlamam.”
Frida: Ayna: Resim
Aynaya her bakış, bir kere daha “Frida” demekti. Frida, Frida, Frida…
Art arda, çokça tekrar edilen kelimeler gibi tehlike altındaydı; her an anlamını soyunup, anlamsız, çıplak bir ses haline dönüşebilirdi.
Ama olmadı. Frida, kendini tekrar ettikçe anlamsızlaşmak yerine, “Frida”nın küresel anlamını buldu: Resim.
Resim yapma isteği ile dolan Frida, kendisini “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı aynadan söküp, tuvale yapıştıracaktı artık… “Aslında pek önem vermeksizin, resim yapmaya başladım” diyerek resmin kendisi için alelade bir heves olduğunu açıkça belirtmişti; ancak resim yaparak mücadelesini bir gerilla savaşına çevirecek olan ve acının dilini kesecek olan da yine kendisiydi.
O feci kazadan yaklaşık iki yıl sonra, Frida ayağa kalkmayı başardı. Özgürlüğünü, 5 yaşındaki kızın o örselenmiş, kırgın gururuyla sıkıca tuttu elinde. Sanat ve politika çevreleriyle yakınlaşmaya başladığı bu dönemde resimlerini bir uzmana gösterme isteği duyması onu;
“Başlangıç Diego … Yapıcı Diego … Çocuğum Diego
Ressam Diego … Babam Diego … Oğlum Diego
Sevgilim Diego … Kocam Diego
Dostum Diego … Anam Diego
Ben Diego
Evren Diego”
diye tanımlayacağı, Meksikalı Michalangelo olarak anılan, ünlü ressam Diego Rivera’ya ulaştıracaktı.
“Diego’ya aşık oldum, ailem bundan hiç hoşlanmadı.
Her şeye rağmen 21 Ağustos 1929′da evlendik.
Diego’ya, ‘Kızımın hasta olduğunu ve yaşamı boyunca sağlık sorunları olacağını unutmayın. Akıllıdır ama güzel değildir; bunu aklınızdan çıkarmayın. Her şeye rağmen onunla evlenmek istiyorsanız, rıza gösteriyorum’
diyen babam dışında, düğüne kimse gelmedi.”
Evlilik, Diego’nun sayısız aldatmalarıyla, sadakatsizliğiyle tam bir kâbusa dönüştü. Aşık Frida, gururlu Frida, mücadeleci Frida, inatçı Frida, cesur Frida, hayalkırıklığı ilk değil Frida! Evlilik dışı ilişkiler yaşamaya başlayan bir kadın, kendisini böyle avutmuş olabilirdi pekâlâ. Ancak, onun ruhu çoktan taşmıştı.
Dayanılmaz ağrılar geri geldi; sık sık sağlığı bozulan Frida, ağrılarının üstesinden gelebilmek için var gücüyle resim yapmaya devam etti.
“Yaşamımda iki büyük kazadan dolayı acı çektim. Bunlardan biri üzerimden geçen tramvaydı. Diğeri Diego oldu.”
Hem kendi ülkesinde, hem de Amerika ve Fransa’da sergiler açan Frida, başarıdan başarıya imza atmaya başladı. Diego sanatıyla ilgili şunları söyleyecekti daha sonra:
“Sanat tarihinde ilk kez bir kadın,
tam bir içtenlikle, yalın ve sakinliği içinde acımasız denebilecek bir içtenlikle yalnızca kadını ilgilendiren genel ve özel olguları dile getirmiştir.
Çok yumuşak ve zalim olarak da nitelenebilecek içtenliği,
bazı şeylerin kesin ve tartışmasız bir biçimde tanıklığını yapmasını sağlamıştır;
bunun için kendi doğumunu, meme emmesini,
ailesi içinde büyümesini ve her türden korkunç acılarını, kesin olgularla duyguları genelleştirip, onları kosmogonik ifadesine ulaştığı durumlarda bile her zaman yapmış olduğu gibi gerçekçi kalarak, derine inerek resmetmiştir…
Frida Kahlo Meksika ressamlarının en büyüğüdür.
Geleceğin dünyası için sahip olduğu değeri ölçmek mümkün değildir.”
Ancak yine de; başarılı, ünlü ressam Frida Kahlo, içindeki kaostan bir türlü dışlayamadı kendini. Bütün başarılarına rağmen o, hayatının büyük bölümünü alçı korseler ve yoğun acılar içinde yatağa bağımlı geçirmiş, öğrenimini tamamlayamamış, hayalini kurduğu seyahatlere çıkamamış, anne olamamış, yaşama teğet geçmiş bir kadındı! Küskünlüğünün sertifikası gibi başarıları, tutkusuna hizmet ettiği sürece anlamlıydı.
Son aylarında dolaşım bozukluğu nedeniyle aksayan bacağını kaybeden Frida, kırk yedinci doğum gününü kutladıktan kısa bir süre sonra, akciğer embolisi nedeniyle yaşama veda etti.
“Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.”
Frida Kahlo… Resim, ilan-ı aşkı. Boyadığı her tuval bir serenat… Son tablosu: “Yaşasın Yaşam”.
Meral Bulut



Yorumlar
Yorumlariniz onaylandikdan sonra yayinlanacakdir!