İnsan-oğlu
05 Ağustos 2009
Kategori: Kose Turka, M. Emre Baltacioğlu

Hikayelerin sürüp gittiği, zaman nedir içindeyken bilinmeyen, kaybolup gittiği günlerden birindeydi. Saatin rakamlarını yelkovan, yelkovanı akrep kovalarken uzun süredir yuttuğu kelimeleri haykırıverdi bu benimseyemediği dünyaya. Kısa sürekli bir rahatlamanın ardından hem yaptığı şeyin pişmanlığı, hem de hatasının arkasına gizlenmiş mesajın varlığını hissetti.
Yapılmış yanlışların belki bir geri dönüşü henüz yoktu. Belki zaman aracı mevcut olsaydı inandığı doğruyu inşa edebilirdi yaşam iklimine. Yapabileceği en doğru şey; yaşanmışlıklarından gerekli olan doğruları çıkartarak geleceği bunlar üzerine oluşturmaktı. Her şeyi sil baştan, en baştan ama en doğru ve düzgün bir şekilde oluşturmalıydı. Başlanması gereken yer tam olarak da burasıydı. Çünkü; artık her şeyi aleyhine çevirmenin tam zamanıydı. Dışarı attığı adımla yüzüne vuran her hava zerreciğinde sanki hayatının bundan sonraki döneminin güzellikler getireceğinin haberi vardı. Geçmişinde yaptıkları geleceğindeki güzellikleri yıkamazdı ya da gerçekleşmesine engel olamazdı. Bu nedenle yola koyuldu. Yolda yapması gerekenleri kafasında oluşturmaya çalıştı. İlk önce insanların içine karışmalıydı. Onları ancak en iyi şekilde; onların içindeyken çözümleyebilirdi ve yapılması gereken doğruları en iyi bu şekilde keşfedebilirdi. Geniş bir gözlem alanına sahip bir yere geçti ve çıkarsamalarını yapabilmek üzere seyre daldı. Bir baba ve oğlu dikkatini çekti, izlemeye değer diyerek onlardan gözlerini ayırmadı. İzlemek için belki de en güzel iki örneği seçmişti. Biri bu dünyada daha olup bitenler habersiz bir şekilde tüm saflığıyla koşarken, diğeri ise içinde yaşadığı dünyanın koşturmacasından hayli yorulmuştu. İkisi de aynı zaman dilimi içerisinde yer alıyormuş gibi gözüküyorken;iki farklı zamanı tasvir ediyorlardı. Acılar, hüzünler, küfürler, haksızlıklar kısacası yaşanmışlıklar ve kirlenmişlikler…
Halbuki Masumane gülüşün ve koşuşun arkasında gizli olan hiçbir şey yoktu. Her şey tamamıyla görünenden ibaretti. Keşfedilmesini gerektiren derin zaman oyukları yoktu. Ama o oyuklar olmasa bile doldurmak için hazırda bekleyen çok kötülükler vardı. Büyük olmanın getireceği avantajlara inanarak büyümenin nasıl olacağını hayal edecek ve gözlemleyecekti kendi mantık sınırları içerisinde. Ne yazık ki o sınırların içinde dezavantajların hiçbiri yer alamayacaktı. Onların yerine daha fazla şeyler elde edebilmenin baş döndürücü rüyası olacaktı. Bilseydi keşke o daha fazlaların yalnız başına dolaşmayıp yetersizliği de yanında gezdirdiğini gene de ister miydi? Yetersizliğin arada sıkılıp arka sokaklarda yeni heyecanlar takma ismiyle gizlenen nam-ı diğer kötü huylarla takıldığını öğrenseydi gene de ister miydi?…
Daha fazla dayanamadı bu soruları kendine sormaya ve izlemekten vazgeçti. Belki bu kadar seyir hayatı tüm çıplaklığıyla anlatamazdı. Bunları görüp yanlışlıkları düzeltmesine yardımcı olamazdı. Gözleri buna dayansa da yüreğinde ki ağrı izlemesine izin vermiyordu. Daha fazla dayanamayacağını anladı. Gene tüm yanlışlığı, yanılmışlığı ile yalınlığına dönmeye karar verip evinin yolunu tuttu. Bir gün dahi olsa onların içinde olmak istemişti. Yaptığının yanlış olduğunu zannetmişti hep belki de asıl yanlış tamda gördükleriydi. Sabahki heyecanı gitmiş yerine ince bir sızıyla hüzün almıştı. Sustu, yutkundu ve içindeki acıyla birlikte gene gözlerini yumdu…


Yorumlar
Yorumlariniz onaylandikdan sonra yayinlanacakdir!