Seçim Bizim
27 Ocak 2010
Kategori: Suavi Görkem SAVCI
Gece geç saatlerde, sigara küllük üzerinde artık son nefesini verirken bir yandan da dışarıya bakarsınız. Her bir kar tanesini izlersiniz. Nereye savrulduğunu, nereye düştüğüne gözünüz takılır. Gözleriniz dalıp gider sonsuz beyazlığın şahaneliğine. Bir koku gelir, suratınızı ekşitirsiniz, bakarsınız yan gözlerle, artık küllük mezarı olmuştur sigaranın.
İzlediğiniz her bir kar tanesi sizi geçmişiniz ile karşılar. Bir tanesine bakarsınız eski aşklarınızı hatırlarsınız. En ateşlisi gelir aklınıza nedense. Hani dudakları alev alev olan. Arada da kaçamak yaptıklarınız aklınızı sarar ufak bir tebessüm edersiniz kar tanesine. Diğerine bakarsınız eski dostunuzu görürsünüz. Ailenizden gizli ilk sarhoş olduğunuz zaman belirler kafalarda, öğretmenlerinizden gizli tüttürdüğünüz sigaraların dumanı bir bir gözünüzü yakar.
iki kapı gelir gözünüzün önüne. İki farklı zaman kapısı.
Birinde şimdiye kadar ne yaptığınızı düşünürsünüz. Kimlerin canını yaktığınızı, kimleri aldattığınızı. Aldatma derken de öyle göz ucuyla bakmak falan değil. Başka tenlere dokunmak, başka nefeslere ortak olmaktan bahsediyorum. İncittiklerinizi, hayal kırıklığı yaşattıklarınızı düşünmemeniz için bir sebep yoktur o kapıda. Hayatta kalmanın sürekli bir zorluk mücadelesi olduğunu savunur vahşi beyniniz ve yaptıklarınızı hep ayakta kalmak adı ile ilişkilendirirsiniz. Hayatın size yaptırımlarını, mecbur bırakılışlarını dikta edersiniz her seferinde. Geçirdiğiniz hayatın şeref ve onurdan yoksun olduğunu sürekli başkalarının sizi yememek için çırpınışlarına bağlarsınız. Ve sadece kendiniz ile baş başa iken utanırsınız “ben nasıl yaptım?” diye iç geçirirsiniz.
Diğer kapıda hayatının en güzel kokulu günlerini görürsünüz. Çikolata tadında, papatya kokusunda bir ömür. Tek bir dudağa mühürleniş bir ömür. Her yumruğa, her darbeye karşı insan olmanın verdiği mutlulukla ayakta kalabilmenin o eşsiz tadı. Kollarınızda o eşsiz insanla yaptığınız en güzel dansı hatırlarsınız. Herkesin bakışların arasında sadece ikiniz, kimseyi görmeden sadece gözlerinizin birbirine kilitlenmesi. Cebinizde kalan son lirayı paylaşmanız, tek ekmeğinizi ortadan ikiye bölmeniz. Yıllar önce erkekleri peşinden koşturan ihtiyar kraliçeye karşıdan karşıya geçmesi için yardımda bulunduğunuzu, tam bir salon beyefendisini basamaklardan çıkmasın için el uzatmanızı silemezsiniz hayatınızdan. Çükü insan olmanın vazgeçilmez gururudur bunlar. Hayatınızın sonuna kadar, sabah sırf o güzelliği daha da iyi görebilmek için ondan önce uyanmanızı görürsünüz. İçinizdeki cesaret onurunuz ile birleşir ve sizi sonsuz bir aydınlığa götürür. Bir çift gözde var oluş sebebini bulursunuz.
Doğmadan önce bize kimse cenneti bahşetmedi ya da cehennemi yaşatacağına dair söz vermedi. Hayatımızda iki seçenek var. Ya her gece kendimizle yüzleşip yaptıklarımızdan utanıp cehennem ateşi ile yanacağız ya da cennet pınarında sarhoş olacağız, saflığın doğallığın kokusunu en yakınımızda hissettiğimiz an.
Seçim bizim…



kucukmikrop on 28 Ocak 10
Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum. Saygılar